
Gezi Günlüklerim: Tokyo 2. Gün
Gezi yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Başlıkta “2. Gün” yazsa da, jetlag nedeniyle ilk birkaç gün çok fazla bir şey yapamadığımız için bu günleri birlikte anlatacağım. Hazırsanız başlayalım.

İlk olarak, hem para bozdurmak hem de kamera almak için Marunouchi bölgesine gittik. Oldukça büyük ve kalabalık bir yerdi. Bu bölgede çok sayıda döviz bozdurma noktası vardı ama dikkat etmek gerekiyor; her birinin çalışma saatleri ve günleri farklı olabiliyor. Biz gittiğimizde saat erken olmasına rağmen çoğu kapanmıştı. Turist bilgilendirmeden açık olan bir yerin adresini alıp gittik. (Tekrar hatırlatayım gittiğimiz çoğu yerde Türk parası bozmuyorlardı bilginiz olsun.)

Daha sonrasında, “güya YouTube için profesyonel videolar çekeriz” diye Bic Camera’dan bir kamera aldık. (Sorun kamerada değil bizdeymiş. İyi bir kamerayla bile güzel videolar çekmeyi başaramadık. Ama önemli olan iyi vakit geçirmekti diyoruz. Zaten dönüp videolara baktığımızda yok.) Japonya’da teknolojik ürünlerde vergi olmadığı için fiyatlar neredeyse Türkiye’nin yarısına denk geliyor. Ancak kameralı bir cihaz alırsanız, deklanşör sesini tamamen kapatamıyorsunuz, bu da biraz can sıkıcı olabilir. Bizim aldığımız modelin normalde ses kapama özelliği vardı ama Japonya versiyonunda ses kapatma özelliği bulunmuyor. Bunu da bilmiş olun.
Tabii döviz bürosunu bulana kadar epey zaman kaybettik. İşimiz bittiğinde hava çoktan kararmıştı. O yüzden doğrudan eve döndük. Bu arada Tokyo İstasyonu’ndaki turist bilgilendirme merkezinde küçük bir mescit vardı. Orada namazımızı kılıp öyle döndük. Tokyo istasyonu çok büyük olduğundan uzun süre çıkışı bulmakta zorlandık o yüzden siz zorlanmayın diye aşağıya bir link bırakıyorum. Oradan hangi çıkışlardan nasıl çıkılacağı gösteriliyor.
Tokyo İstasyonuna Dair Tam Rehber

Sonraki gün, Natsume Soseki’yi çok sevdiğimizden Natsume Soseki Hatıra Müzesi‘ni görmek üzere yola çıktık. Gurutto Pass kartımız olduğundan müzeye girişimiz ücretsizdi. (Bu kartla ilgili ayrı bir yazı da yazacağım.) Üzerinden zaman geçtiği için hangi durakta indiğimizi tam hatırlamıyorum ama ara sokaklardan geçerek müzeye yürüyerek gittiğimizi hatırlıyorum. Zaten yol boyunca müzeyi gösteren tabelalar ve “Ben Bir Kediyim” kitabından dolayı Soseki’nin mahlası hâline gelmiş siyah kedi figürleri her yerde karşımıza çıkıp bize yol gösterdi. Bu arada yürürken ara sıra yere bakmayı unutmayın, çünkü kaldırımlarda bile siyah kedi figürünü görebilirsiniz.

Müze, Natsume Soseki’yi tanımayanlar veya Japonca bilmeyenler için biraz sıkıcı olabilir. Çünkü içerik olarak çok zengin değil. Yalnızca yazarın çalışma odasının bir benzeri, balmumundan yapılmış bir heykeli ve hayatını anlatan Japonca panolar ile kitapları var. Herkese hitap edebilecek en ilgi çekici yerler ise hediyelik eşya bölümü ve kafesi. Biz hediyelik eşya bölümünde baya bir zaman harcadık. Defterleri çok tatlıydı. Satılan ürünleri görmek isterseniz buraya tıklayın.

Müzeye girerken size kafede kullanabileceğiniz küçük bir indirim kartı veriliyor. Bir şeyler yiyip içmeyi düşünüyorsanız saklamayı unutmayın. (Biz helalliğinden emin olamadığımızdan ve arkadaşımla buluşacağımızdan uğramadık.) Bu arada müzede yalnızca çalışma odasında ve balmumu heykelin yanında fotoğraf çekmeye izin veriliyor. Ana salondaki yazıları çekmek yasak. Muhtemelen içerik internete düşerse görecek bir şey kalmayacağından kimse gelmez diye düşünüyorlar. Müzenin arka tarafında küçük bir bahçesi de var ama oturacak bir yer olmadığından sadece şöyle bir göz atıp geçiyorsunuz.

Buradan çıktıktan sonra sevgili arkadaşım Yaşam (kulakları çınlasın!) ile buluşup Shinjuku Gyoen Ulusal Parkı’na gittik. Oldukça büyük bir yerdi. Burada rahat gezebilmek için iyi bir ayakkabıya ve sağlam ayaklara ihtiyaç var! Gün sonunda yürümekten fenalık geçirdik. Biz gittiğimizde kış mevsimi olduğu için sadece birkaç sakura çiçeği açmıştı. Yine de park çiçek kokuyordu ve çok güzel bir göleti vardı. İlkbaharda çok daha güzel oluyormuş, en azından arkadaşım öyle söyledi. Ben bu haliyle bile sevdim.
Oradan ayrıldıktan sonra, gece hayatının merkezi sayılan Kabukicho bölgesine geçtik. Eğer tek başıma olsaydım, akşam saatlerinde muhtemelen asla gitmezdim. Biraz ürkütücü bir yer. (Gençlerin kayıp giden hayatlarını görmeyi sevmediğimden buradan pek hoşlanmadım.) Akşam saatlerinde barlar müşteri çekmek için çalışanlarını dışarı gönderiyor. Bu yüzden polis sürekli anons yapıyordu: “Sizi zorla içeri çekebilirler, dikkat edin!” diye. Gezdiğimiz süre boyunca anonslar hiç susmadı. Ayrıca host kafelerin de bulunduğu bir yer. Etrafta kostümlü tuhaf tipler görürseniz anlayın ki bir host kafe çalışanıdır. Biz kapalı giyindiğimizden yanımıza hiç yanaşmadılar ama diğer kadınlarla konuşup içeri girmeye ikna etmeye çalışıyorlardı. (Biz gittiğimizde bu host kafeler ülke gündemindeydi. Kimi kimsesi olmayan ya da sevgi açlığı çeken kadınları, sevgi ile kandırıp ödeyemeyecekleri borçların altına soktukları; sonrasında ise kendilerini satmaya teşvik ettikleri haberleri çıkmıştı. Bu nedenle devlet, host kafelere yaptırım getirmiş. Bununla ilgili değişik haberler okumuştum ama burada paylaşıp keyif kaçırmayacağım. Merak eden internetten aratabilir.)

Kabukicho, ne yazık ki insan ticaretiyle de anılan bir yer. Özellikle pandemi döneminde ailesiyle sorun yaşayan bazı genç kızların kırsal bölgelerden buraya kaçıp bu bölgede bedenlerini pazarladığı söyleniyor. Kabukicho çok turistik bir bölge olduğu için bu durum dünya basınına yansıyınca, Japon yetkililer ülkenin itibarları zedelenmesin diye bu kişileri meydandan uzaklaştırmış. Ancak hâlâ ara sokaklarda ve köşe başlarında bu faaliyetlerin devam ettiğini görmek mümkün. (Bu arada söylemden geçemeyeceğim insan ticaretinin en çok yapıldığı yerlerden biri de Japonya. Akşam saatlerinde kalabalık bölgelerde bu işi yapan insanlara rastlamak mümkün. Hatta bu işleri yapmayan ama tek başına bekleyen kadınlara bile gelip para teklif eden çok kişi var. Yalnız gezen bir kadınsanız dikkatli olun.)

Bu bölgede ayrıca Godzilla heykelini de görebilirsiniz. Gerçekten ilginç ve ikonik bir yapı. Bunun yanında, arkadaşımın çok meşhur olduğunu söylediği ama benim için sıradan kalan Tokyo Metropolü Hükûmeti Binası da bu bölgede yer alıyor. (İstanbul’un taşı toprağı bina olduğu için beniz cezbetmedi doğrusu.) Gezi rehber kitaplarında da gezilecek yerler listesinde birinci sırada yer alıyor. Sanırım 2007’ye kadar Tokyo’nun en yüksek binası olduğundan popülerlik kazanmış. Turistler için gözlem güvertesi ve hediyelik eşya bölümü de varmış. Bu arada, internette giriş ücretsizdir diyor. Vaktiniz varsa gidebilirsiniz.

Bu arada akşam saatleri çalışanlar işten çıktığından her yer çok kalabalık oluyor. Kalabalığı seven biri değilseniz bu yere akşam saatleri gelmeyin derim. Son olarak kış dönemi turistler çok olmadığından Shinjuku bölgesindeki mescit kapanmıştı.Saatlerce aradıktan sonra görevliden kapandığını öğrendik. Bu yüzden dışarıda kılmak durumunda kaldık. Siz gelmeden önce Navi uygulamasından yorumları okumayı unutmayın. Orada zaten insanlar yazmış kapalı diye.
Günümüz bu şekilde son buldu. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.
